« Önceki |

11/9/2009

Ölümünüzü nasıl alırdınız bayım!

 





Ölümünüzü nasıl alırdınız bayım?

  Soğuk bir başlangıçla, buz gibi rakı kadehinin arasında mı? Karıştırısınız gözyaşlarınızı rakıya beyazlaştırmak için.. Belki bu arada insan olan yerleriniz dile gelir.

  yoksa,Sıcak bir başlangıç yapıp, sıcacık bir çorbaya limon sıkarken ki iç ferahlığıyla mı?

  ya da,Tatlıyla başlamak daha iyi olur derseniz, kocaman bol çikolatalı bir dilim pastayla mı?
hani güzel günlerinizi hatırlayıp son kez tebessüm etmek için mi geçmişe...

  yoksa,Üzerinden dumanı tüten bol köpüklü türk kahvesiyle mi alırdınız? falınıza bakamam geleceğinizde geçmişiniz kadar karanlık...

  yok hayır ben bir bardak soğuk suyla başlayayım derseniz,

  Üzgünüm elimde size uzatılacak bir kaşık su bile yok, bakın! Yere döküldü az önce, döktüm yani...

  Lütfen şimdi başka bir isteğiniz yoksa, GEBERİNİZ BAYIM!!!

22/7/2009

SusaRken-







Zor olan, günahıyla, sevabıyla fani olabileni sevmek.. Kişi birşeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.. Gerçekten kucaklamadan birini, yaradandan ötürü yaradılanı sevmeden ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilir!

Kucaklamayı unutan ve hatırlamaya gönüllü olmayana sevebilmeyi öğretmek çok zor! sevdiğin insanın kalp atışlarını hissettiğinde ağlayan aynı zamanda buna şükreden safi aşık kadının 'seni seviyorum' cümlesine alaycı bir gülümseyiş fırlatan sevgili, eninde sonunda kendi dublörünü bulur karşısında...

İnsanlar yaptıklarının karşılığını iyi ya da kötü bu dünyada er ya da geç görecekler, YAŞARKEN! Yüzüm medcezir gibi olabilir.. Kâh yükselen sular, kâh çekilen sular misali... Çok çirkinde, çok güzelde görünebilirim karşımdakine.. Ama sana hep safi aşık kadınım...

Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü anlayabilmektir.. Allah aşıkların sabrını gülbeşeker gibi tatlı tatlı işler... Ve bilinir ki, gökteki ayın hilâlden dolunaya varması için elbet zaman gerekir.. Yani SABIR...

Ve unutma bu dünyada tek başına inzivada kalarak sadece kendi sesinin yankısını duyarak gerçekleri ve hayatın sarısını, morunu, turuncusunu keşfedemezsin... Kaldı ki daha bence keşfedilemeyen binlerce renk var yeryüzünde...

Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak gökkuşağı olarak görebilirsin..Bunca zamandır gördüğün sadece siluetten başka birşey değil..

Bildiğim ve gerçekliğine inandığım bir cümle vardır ki sıcak ekmek gibi umut rayihalarını salar burnuma...
' Sen sevdiğin halde sana dikenmi batırıyor? Sevinmelisin! Yakında güller serecektir yollarına' Çok mu ısrarlı dikenlerini batırmaya? O zaman susmak bir cüsse işi, ANLASANA!

26/6/2009

B'ağrım!








Yakın Bir zamandı, Bir masal düştü gönlüme...
Dillendirmek istedikçe dil lâl oldu, kelimelerle  oyunlar oynayıp cümlelerden kaleler kurmak istedikçe, kör oldu kalemin ucu...

Masal, 'B'ağrımdan Bağışlanmış  Bir 'B'alıknefesi Bağırışıydı...

Balrengi Bahaneler Bağlayıp Belime düştüm bir masalın içine...

Ne zaman ki düştü mumun alevi bakırın üstüne, karıştı Bakırla alevin rengi, dans etmeye Başladı gölgelerle Bakır ve alev... işte o an çözdüm Belimdeki Balrengi kemeri...

Basitti Belki aynaya yansıyan esmer Bakırın  suya düşmüş görüntüsü...
Öyle ki bir taş atıldı o suya, taş döndü suda halkalarla, o halkaların bir parçası hala durmakta Boynuma astığım Balrenkli gökkuşağında...

 

15/4/2009

...







Elif  kıvamında  kıyama durmak gibi...
Merhametin  alfabesiyle konuşmak gibi susmak...

VaV olmak... Susarak, tek nefeste secdeye varmak...

VaV  olmak... Anne karnındaki  huzur...

VaV olmak... Elif ile doğrulmaktır...

VaV olmak... İkiyi Bire bağlayan.. Tek yapan...


Lâ,   mim'siz   bir yoldur... Ve Aşk'a   im'siz    bir yolculuktur...

Geç şimdi masanın başına, koy hokkana gece karası mürekkebinden... sen aşkını karalarken, pervanede yansın mum ışığında sana olan aşkına...

... Bismillah

26/3/2009

eBRÛ





                      I

Döndü alev, döndü tüm hızıyla...
Rüzgâr ki, bazen KIZIL bir alevdi...!
Ve geceye saklanırdı bazen.
Tuttu Yağmura karıştı
Yağmur ki SARI bir halkaydı
Rengiyle bile dalaşırdı ara-sıra
Tuttu Rüzgârı kucakladı
Eğildim, Yağmura baktım!
Kendimi gördüm aksinde...
Kendimi Sen sandım.
"Lodosun gözü yaşlı olurmuş, yağmuru beklermiş hep,görmesede özlermiş"
Öyle büyük özlemle sarılmak için atıldım!
Bulutlara hıncım yalanmış,
Yağmur Rüzgârı yıkarken gözyaşına karışan ben olmuşum...

                   II

Kızıldan çıktım ben, kızıl balçıkla yoğruldum!
İçimdeki dışıma çıkmış-dışımdaki içime!
Kızıl halka ve Sarı halka yer değiştirdi.
Çekildim bir köşeye, sessiz sedasız baktım olan-bitene...
Seni gördüm en umutsuz renklerin içinde...
Ebrû nun halkalarına baktım (...?...) etti,
Halkalardaki kıvrımları saydım (...?...) etti...
Yanına ismimede bir fırça darbesi istedim,
Boyalar bile isyan etti...


                       III

İsimler ki efsunludur!
Sade efsun değil, hem de büyülüdür!!!
Sanmam ki çıksın an gelip aklımdan
İsmini "Ateş Böceği" koyalım...
Söndüğün yerde, aradığını bulasın!
Lâkin,
Ateş Böceği demek, Hüzün demek...
Söndüğü yerde sana kavuşmam gerek!
Söndüğü(N) yerde benim tutuşturmam  gerek !!!